Hocamız Sayın Prof.Dr.Salih ŞİMŞEK, sınıf arkadaşım Durmuş ŞİMŞEK ve aziz dostum Zekeriya ŞİMŞEK’in anneleri pardon Hocamın “ana”sı ve aynı zamanda bir “Yörük Kadını” olan “anacık’a ithaf olunur. “TEBERİK” adlı kitabımdan. Ruhu şad olsun. KONUP GÖÇENLER, KONUP KALANLAR Yazıya böyle başladık; konup göçenler, konup kalanlar. Oysa, göçemeyenler var, birde göçmesi istenmeyenler. Apayrı bir kültür, İslahiye içinse bir kültür zenginliği… Kimden mi bahsediyoruz? Yörüklerimizden. Düğün dernek kültürlerinden tutun da yaşam kültürlerine kadar apayrı bir İslahiyeli. Ama; İslahiye gibi bir potada, kendi kültürünü Şerikanlı, Melikanlı, Cerikanlı aşiret kültürüyle ve dahi Urfa ile Van civarından göçüp gelenlerin kültürüyle eriten, biraz kendilerine, biraz Urfalı’lara, biraz Vanlı’lara biraz da İslahiyelilere benzeten, yürüyüp gidemeyen Yörüklerimiz (yürük). Ağıtları, kınaları ayrı bir kültürün ürünü. Horasan civarında, bir Kayı boyundan gelen Türkmen denen Türkmenlerimiz. Bir ucu Konya Karaman civarında olduğu için “Konyalılarımız”, “Karamanlılarımız”. Bir ucunu, çıktıkları Sarız yaylarında kız alıp, kız verdikleri için Avşarlar’a dayandırdıklarımız... Acem ellerinde Hassan Sabbah’a köle olduklarını düşündüğümüzden ve “Köle Adam” denen “Kölemenlerimiz”… Hep yaylada havanın ne zaman açıp ne zam bozacağını tahmin edip ona göre pozisyon almaya çalışan “Göğebakanlar’ımız”. Yürümeyip durdukları için “Durmuş” denen “Durmuşlar’ımız”… Avcı’larımız.. Bir yanı Söke ovalarına ve Aydın dağlarına dayandığı için öyle tabir ettiğimiz “Aydınlılarımız, Efelerimiz…” Daha nelerimiz, daha nelerimiz. Ay dost! Nidalarıyla Dadaloğlu’nda ses veren, kalkıp göç etmeyen, edemeyen “Yörüklerimiz” (yürükler) İslahiye kültürüne bir girip pir giren İslahiyelilerimiz, insanlarımız. Sizi nasıl anlatmalı? Bilemem ki! Yediğimiz “Çökelek” ten, “doldur ver bir tas ayranı” diyen Karaca oğlan’dan daha iyi nasıl anlatmalı? Bilemem!.. Benim “ekin”im ne Dadaloğluna ne de Karaca oğlan’a yeter. Kahramanlıklarından dolayı “Köroğlu”’nu da Bolu’da kendinden sayanlarımız… Size, “al basmadan” bir don biçmeye ne benim ne de İslahiye’nin gücü yeter. Peki! Nasıl anlatmalı Yörüklerimizi, yürümeyip Durmuş’larımızı, Köle Adam, Kölemenlerimizi, Göğebakan’larımızı, Avcılarımızı, Aydınlılarımızı, Konyalı’larımızı ve dahi Karamanlılarımızı? Siz deyin!.. Bir Yörük kınasına gidin de siz tanımlayın; iki Yörük kadının oynamasını. İslahiyeli desem İslahiyeli değil. Değil desem inadına İslahiyeli. İşimiz o kadar zor ki; anlatmak yürek ister, anlatmak kültür ister, anlatmak neler ister, neler ister… Sorsam, Dedem Korkut’tan bahsederler, korkarım!.. Sorsam, ilk Müslümanlığı kabul eden bizim kökenlerimiz derler, susarım!.. Abbasi Halifesi’nden kız alan “Selçuklu Sultanı” da bizim soydan deseler, şaşıramam!.. “Alamut Kalesi”’nden azmı kelle yuvarladık, Hassan Sabbah’ın köleleri olarak?” Deseler, kabulüm!.. Müslümanlığı kabul etmeyen soylarımız Kafkaslarda “Ortodoks” deseler de amenna!.. Hala bir ucumuz “Sibirya”’da “Şaman”, Kutuplarda “Eskimo” deseler de, ey vallah!.. “Biz Orta Asya’dan gelen Oğuzlar, biz Anadolu kapısını Türklere, aşiretlerimize açan Alparslan’larız ve dahi onun ordusunda savaşanlarız… Biz Konya’da önce “Anadolu”, sonra “Büyük Selçuklukları kuranlardanız… Biz Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a göç ettirdiği “Karamanlılarız… Biz Rumeli’ni fetheden Orhan’ın fatihlerindeniz… Biz Eflak’ı birbirine katan, Nemçe’lere korku salan Akıncılarız... Yıldırım’ın ordusunda Kosova’da surları patlatan “Lağımcı Bölüğü”ndeki Serden Geçti’leriz... Aynı Yıldırım’ın ordusundayken Timur’un saflarına katılanlar da bizleriz... Kanuni’yle birlikte Mohaç’ da can verenlerdeniz...” Deseler, Kim yadırgayabilir? Zira “Yörüklerimiz aynı zaman da atalarımızdır da… Kopuzu terk etmeyenlerimiz de onlardan, kımızı içenlerimiz de… Peki! Biz bunları nasıl anlatacağız? Anlatmak imkansızsa, o zaman onlar dan dinleyelim. Develerine yükü yükleyip “yaylam, senin hiç kalmaz mı Eserin? Aney eserin” deyip giderken, kalanları küçümseyen de onlar. “Sür deveci! Develeri engine Amman, Amman, Amman/Şimdi rağbet güzel ile zengine Amman,Amman,Amman/ Deveci Hay dak/Sen kimin yari/Her yanı oynak.” Diyenler de. Bir “Maya”’ya aşık olup türkü yakan da onlar. “Ela gözlü benli dilber/Koma beni el yerine” diyenler de… Tenleri süt, tenleri yoğurt kokan, ellerinde peynirin her çeşidini tattıran, yaylada kesmek zorunda olduğu koyununu ya da keçisinin tulum halinde çıkarttığı derisine çökeleği basanlar da onlar. Hem erkeklerinin hem de kızlarının yayla oksijeni yüzünden çatlamış kılcal damarlarını yanaklarına “al alma” gibi oturtan da, kızlarının bileklerine “ayın beyazı” nı sürenler de onlar. Bencileyin Halil’in dili anca bu kadar dönmekte “Yörükler”’imizi anlatabilmek için; daha fazlasını anlatana da saygılar bizden. Deveyi düzde gördüm, Sürmeyi Gözde gördüm, Şükür olsun mevlama Seni bu güzde gördüm Deveyi düz öldürür, Sürmeyi göz öldürür Yiğidi kılıç kesmez Bir acı söz öldürür. Develi türküden sonra bir de Dadaloğlundan “Ağ Gelin”le ben yazıyı bitireyim, sizde kıraati… Ağ gelin de indimola yayladan Kaşın değil de gözün beni ağlatan Ağ gelin, sürmelim.. Bu ayrılık da bize Kadir Mevla’dan Alırım ahdını koymam yar senin Ağ gelin, sürmelim.. Ağ gelin de oturmuş taşın üstüne Taramış Zülfünü kaşın üstüne Bir selamın geldi başım üstüne Alırım ahdını koymam yar senin Ağ gelin, sürmelim Bir taş attım şu çamlığın ardına Vardı düştü’mola ağ gelinin yurduna Ağ gelin, sürmelim Bilmem şu feleğin bize kastı ne Alırım ahdını koymam ağ gelin Ağ gelin, sürmelim Başta Mehmet Göğebakan Amca ve uysallığın timsali Hocamız Ali Göğebakan olmak üzere tanıdığım ve tanıyamadığım bütün “Yörük”lerimize ille de namı değer“Kel Ali” lakaplı Ali Göğebakan’a binlerce selam olsun. |